estetik cerrahiSitede şu an ziyaretçi var. estetik cerrahiBu sayfanın son güncellenme tarihi: estetik cerrahi    
 
chat
Bookmark and Share

duyuru

        GÜNCEL KÜLTÜR-SANAT HABERLERİ
İLHAN SELÇUK U KAYBETTİK...
Cumhuriyet gazetesinin kurucusu ve imtiyaz sahibi, sayın İlhan Selçuk u 21 haziran pazartesi günü 85 yaşında çoklu organ yetmezliğinden kaybettik....


ZAKK WYLDE, HEM GRUPTAN ATILMANIN ACISINI, HEM DE TROMBOEMBOLİ GEÇİRMENİN ACISINI YAŞIYOR...
Maalesef Zakk lı Osbourne şarkıları geçmişte kaldı. Ozzy osbourne, kendi deyimiyle artık grupta bazı değişiklikler istiyormuş ve artık Zakk yerine Gus G. ile çalışacakmış. Nette bu haber yalanlandı şeklinde bazı haberler dolaşsa da bu ayki Metal Hammer dergisindeki Zakk Wylde röportajı öyle demiyor. Zakk, Ozzy nin grubundan atıldığını Ozzy dışındaki kişilerden duymuş ve buna da çok bozulmuş. Tüm bu olayların üzerine bir de her iki akciğeri ve bir bacağını etkileyen çok ciddi bir tromboemboli atlatmış (ölümcül bir rahatsızlık olan kanın damarlarda pıhtılaşması). Allahtan yırtmış, yoksa bu kadar ölüm haberine bir de Zakk ınki eklenecekti..






BODY WORLDS SERGİSİ İSTANBULDA... GÖRMEK İÇİN ARALIK 2010 A KADAR VAKTİNİZ VAR...
Bu, hayatta bir kez görebileceğiniz türden, eşdeğeri olmayan bir sergi. Alman anatomi profesörü Gunter Von Haagens in kendi icadı olan plastinasyon tekniği ile çeşitli sanatsal formlar verilmiş olan ve sert plastik haline getirilmiş olan kadavra sergisi ilk kez İstanbulda; karaköy 3. antrepoda.. Görmek için 2010 aralığına kadar vaktiniz var..






ACAİP EĞLENCELİ BİR FİLM: KICK ASS
Filmin sloganıysa süper: I CANT FLY... BUT I CAN KICK YOUR ASS!!

Son yıllarda peşi peşine süper olmayan süperkahramanlar filmleri çıkmaya başladı. Defendor, Zebraman, Zebraman 2, Nacho Libre, Machine girl, Kick-ass gibi.. Bir de yakın zamanda seyrettiğim bir İspanyol filmi var ama bir türlü adını hatırlayamıyorum.. Bu filmler arasında Kick-ass acaip eğlendirdi beni.. Defendor, tatsız tutsuzdu; Nacho libre, beni hiç çekmedi; Machine girl fazla aşırıya kaçılmış bir filmdi (nerede ise İchi the killer kadar kanlı idi!!); adını hatırlayamadığım İspanyol filmi ise fazla gerçekçi idi, aşırı gerçekçilik filmin eğlencesini baltalıyordu.. Kick-ass, kesinlikle son yıllardaki en iyi Marvel çizgi roman uyarlaması.. Boşverin demir adamı, örümcek adamı falan, bu filmi mutlaka görün, özellikle hit-girl e bayılacaksınız (bu kız biraz büyüsün, çok canlar yakar; geleceğin aksiyon oyuncusu..) .



Kick-ass ise heyecan dozu gitgide artan, film ilerledikçe karekterleri zenginleşen, çizgi roman tadında bir film.. Zaten Marvel in aynı adlı çizgi roman serisinden uyarlanmış.. Aslında herkese uygun olmadığını da belirtmeliyim.. Kill bill, katil doğanlar, machine girl, ve Takeshi mikee filmlerini seviyorsanız bu filme de bayılacaksınız..
Bence filmin en büyük özelliği Hit girl!! Bu kız resmen başroldeki çocuktan rol çalmış.. Hit girl, piyasaya çıktığından itibaren bir anda başrol haline geliyor, Kick-ass i oynayan çocuk ise rütbe kaybederek yardımcı role kalıyor. Hit girl, öyle popüler olmuş ki, internette insanlar şöyle yazmış: böyle bir kızkardeşim olsun isterdim (hit girl ü oynayan kız sadece 13 yaşında!!).. Filmin devamı elbette çekilecek ve eminim bu kez hit girl ön planda olacak (Not: Kick ass - 2 - Balls to the wall, 2012 de sinemalardaymış..).. İnanılmaz akrobatik, çok iyi görüntü veren bir velet bu. Tanıtım filminde de göreceksiniz, Matrix in çekimlerinde Carrie Ann Moss un zorlandığı sahneleri inanılmaz akıcı oynamış; örneğin duvarda yürüme sahnesi.. Ayrıca çok acımasız olduğunu da eklemeliyim; ufaklık kol bacak koparmakta hiç tereddüt etmiyor (ağzı da acaip bozuk..). Filmle ilgili enteresan bir not da şu: Hit girl ü oynayan Chloa moretz, yaşı tutmadığı için oynadığı filmi sinemada seyredememiş. Film argo küfür ve şiddet içerdiği için yaş sınırı var ve bu yüzden filmi sadece tanıtım gösterisinde izleyebilmiş; o da filmin oyuncusu olduğundan davetli imiş, o sayede..




Filmin bir sürprizi de yardımcı rollerden birinde Nicholas Cage in oynaması. Cage i böyle yan rollerde görmeye pek alışık olmadığımız için sürpriz oldu bu..

Bir not daha: filmin müzikleri inanılmaz eğlenceli..



Favorim: Hit girl!! (tanıtım filminde çalan parça:The dickies den Banana splits...)



Tavsiye: Kick ass ı seyredip sevdiyseniz şunları da seyredin:






HOPPALAAA!! BİR KAYIP DAHA: SON OLARAK SLIPKNOT BASİSTİ PAUL GRAY URBANDALE, HAYATINI KAYBETTİ...
Aslında çok dinlediğim bir grup değil ama bu kayıp ta rock dünyası için önemli bir kayıp.. Slipknot basisti Paul Gray Urbandale, U.S.A. de Iowa otelde uyuşturucu koması sonucu 24 mayıs 2010 tarihinde ölü bulunmuş.. Paul Gray 38 yaşında imiş..

Son aylarda nooluyor anlamadım.. Ronnie James Dio, Engin Yörükoğlu, Peter Steele, ve son olarak ta Paul Gray i kaybettik.. Diğer yandan Tom Araya nın şarkı söyleyemediği, ses tellerinde ciddi rahatsızlıkları olduğu, bu yüzden sonisphere festivalindeki Slayer konserinin tehlikede olduğu söyleniyor.. Bi kara bulutlar dolanıyor ortalıkta ama.. Kurşun döktürmek lazım...






MUHTEŞEM BİR FİLM: 2081
Kurt Vonnegut Jr. adını ilk kez Nick Nolte ve Bruce Willis li Şampiyonların kahvaltısı filminde duymuştum. Daha sonra kitaplarını araştırdım ve bir kaç kısa öyküsünü buldum. Harrison Bergeron da okuduğum öykülerinden biridir. Bu kısacık öykü beni müthiş etkilemiş, K.V.Jr. ın hafif deli bir adam olduğunu düşündürmüştü (beni bu kadar etkilemiş diğer yazarlar da Lovecraft, Poe ve Stanislav Lem dir..). Hikayelerinde özellikle totaliter rejimlere isyan hareketi görülür (filmde Harrison Bergeron un monoloğuna dikkat!!). İkinci dünya savaşında Almanlara esir düşmesinin bunda etkisi olabilir. Bilim kurgu sevipte Harrison Bergeron u okumayan varsa ayıplarım. Bu kısa öykü, 100.000 dolar gibi bir bütçe ile 2009 yılında filme çekilmiş. Filmin ismi: 2081. Yönetmen Chandler Tuttle ın ilk ve tek yönetmenlik deneyimi; kendisi ayrıca K.V.Jr. ın hikayesinden yola çıkarak senaryoyu da yazmış.
Hemen belirteyim, film topu topu 25 dakika, ama ne 25 dakika!! Oyunculuk mükemmel, senaryo harika, kurgu-müzikler-yönetmenlik hepsi süper.. Tavsiyem bu filmi bir şekilde seyredin. Eğer Dövüş klübü, V for vendetta gibi filmler hoşunuza gittiyse bu da gidecek..
Hikayenin, kurgunun, repliklerin, müziklerin ve koreografinin bu derece elele gittiği, duygularınıza pik yaptırıp, sonra sizi en yukarıdan aşağı bırakan az film vardır. Film bunu 25 dakika içinde başarıyor.. Her şeyiyle mükemmel bir çalışma olmuş. Yönetmen Chandler Tuttle nin ilk ve tek filmi olduğunu hatırlatırım; bu adamı takip etmek lazım, bakalım ileride ne gibi filmler çekecek. Yalnız bir tehlike var. Böyle başarılı kısa bir filmle başlayan yönetmenler ileride para bulunca aynı senaryoyu uzun metrajlı olarak tekrar çekmeye kalkıyorlar (Testere 2 nin yönetmeni Darren Lynn Bousman ın önce Boadway de sahnelediği sonra 2006 da ve 2008 de iki kez filme çektiği Repo! The genetic opera müzikali örnektir; şimdide aynı konuyu Repomen adı ile çekmişler..E yeter ama!!). 2081, bu hali ile mükemmel, şiir gibi bir film, umarım yönetmen bunu tekrar çekmeye kalkıp herşeyi batırmaz..



NOT: Az daha unutuyordum.. Müzikler Requiem for a dream in unutulmaz müziklerini yapan Kronos Quartet e ait.. Daha ne olsun!! Bu vesile ile aşağıya Requiem for a dream in müziğini de koyuyorum.. Dünya tarihinin en depresif müzik parçalarından biri...


ÖLÜM HABERİ VERMEKTEN NEFRET EDİYORUM: PETER STEELE İ DE KAYBETTİK DOSTLAR :(
Muhteşem gotik grup Type O Negative in vokalisti, insan azmanı Peter Steele, 15 nisan 2010 günü kalp yetmezliği sebebi ile diğer tarafa göç etmiş (passed away!).. Bu adamda zaten en başından beri bir tuhaflık vardı (hatta bir dönem Playgirl e poz vermişti.. derginin o sayısı dergi tarihinin en az satan sayısı olunca depresyona girmişti).. Ben büyüme hormonu ile ilgili bir problemi var sanıyordum (boyu, iri, kemikli yüz yapısı, iri elleri, kalın sesi vs.. vs..); meğer ilaç bağımlılığına bağlı PMD (psikoz manik depresif, bipolar bozukluk), paranoya gibi psikolojik sorunları varmış..


October rust gibi muhteşem bir albümü dünyaya hediye etmiş bu elemanın kaybı beni en az DİO nun kaybı kadar etkiledi.. İnanılmaz sesinin kendine özgü bir romantizmi vardı (enteresan ama Amerikada Gotik-Fetish-vampirik barlarda en çok çalan gruplar Danzig ve Peter steele in grubu Type O Negative imiş, anlayın nasıl bir romantizm, darrrkkk..).. Aşağıdaki klipleri izleyin ne demek istediğimi anlarsınız.. Diğer tarafta umarım ruhu huzura erer.. Size onu hatırlatacak October rust tan bir iki parça sunayım (özellikle 2. klipteki şarkı Love you to death, inanılmaz güzeldir..):





RESİDENT EVİL - AFTERLİFE: MİLLA JOVOVİCH, KLONLARI İLE ORTALIĞI DAĞITMAYA GELİYOR!!

Resident Evil adlı oyun serisinden bir türlü zevk alamadım.. Ben Doom, Quake tarzı oyunları severim. Ama diğer yandan bu serinin filmlerinin (ve tabii ki Milla Jovovich in de) hastasıyımdır.. Bu serinin ilk 3 filmini seyredersem mutlaka üçünü peşpeşe izlerim; üç filmi peşpeşe seyretmek tam 4.5 saat alıyor! Filmler biraz kısa; ilk film 1 saat 40 dakika iken, ikinci ve üçüncü filmler 1 saat 20 şer dakika.. Filmler dışında bir de bilgisayar animasyonu çıkmıştı seriden, ki o da fena değildir.



Şimdi film serisinin 4. yolda.. Eylül 2010 da sinemalarda olacak. Merakla beklememin dışında bu filmin bazı özellikleri var, bu yüzden sayfamıza konuk oluyor.. Bu film sinemlarda 3-D oynayacak. Ayrıca gerçek İMAX teknolojisi (İMAX DMR) ile çekilmiş ilk uzun metrajlı bilim kurgu-korku filmi olacağı söyleniyor. Ayrıca film İMAX lerde de 3-D oynayacakmış!! Hem İMAX görüntü ve ses kalitesi hem de 3-D; gerçekten görmek isterdim. Filmin çekildiği 3-D sistem ise James Cameron un Avatar da kullandığı sistem imiş. Gerçi Tim Burton bu 3-D sistemini bayaağı bir kötülemişti. Hiç bir avantajının olmadığını, kullanmasının çok zor olduğunu, masraflı ve daha fazla zaman gerektiğini söylemişti. Bu yüzden kendisi Alice harikalar diyarında yı normal kameralarla 2-D çekip sonradan 3-D haline getirmiş. Bu tartışma yüzünden Cameron ile Burton ın arası açılmış. Bana sorarsanız, Avatar ın 3-D etkisi, Alice harikalar diyarında yı katlar. Avatar da görüntülere ve 3-D efektine ağzım açık kalırken, Alice harikalar diyarında da pek etkileyici bir 3-D sahne bulamamıştım, 3-D efekti beni pek etkilememişti..





Filmleri izlediyseniz bilirsiniz; ikinci film, birincinin tam anlamı ile devamı iken, ikinci filmle üçüncü film arasında hikayede bir kopukluk vardı. Dördüncü filmin, 3.sünün hemen bittiği yerden devam edeceği söyleniyor. Filmin yönetmenliğini Paul W.S. Anderson üstlenmiş. Bu adam 1997 de çektiği Event Horizon dan beri en sevdiğim yönetmenler listesinde başlardadır. Belki filmlerinde başka filmlerden bariz etkilenmeler var, hatta bunu da saklamıyor ama bu kötü bir yönetmen yada arakçı olduğu anlamına gelmiyor. Örnek: Resident evil Extinction daki Nemesis, Robocop u nasılda andırıyordu? Hatta Nemesis kollarını oynatırken androidmişcesine makina-robot sesleri bile eklenmişti sahneye. Sonra Nemesis in askerleri katledip silahsız sivillere dokunmaması da Robocop a gönderme olabilir. Şimdi Paul W.S. Anderson, bu 4. filmde de Trinity nin Matrix Revolutions filmindeki gökdelenden düşme sahnesini aynen yeniden çekmiş (hatta Matrix deki ünlü lobi çatışmasının bir benzeri de var bu filmde, fragmanda göreceksiniz..).. Sonra bir örnek daha vereyim: 3.cü film sonunda biliyorsunuz Alice (Milla Jovovich) yüzlerce klonunu buluyordu. Dördüncü filmde 100 kadar klonu ile Tokyoya giderek Umbrella şirketinin binasını başlarına yıkacağı söylentisi vardı.. Eeeee, hımmm.. Aklınıza birden Matrix Revolutions daki 100 kadar ajan smith kopyası ile Neo nun kavga sahnesi mi geldi?? Olur o kadar benzerlik, diyor, yine de 100 kadar Milla Jovovich klonunu sahnede görmek istiyoruz.. Hatta o kadar çok klonu varsa bir tane de ben istiyorum, kendim için :)
Sonuçta filmi merakla bekliyoruz. Ülkemizde gerçek İMAX 3-D seyredemeyeceğiz ama, normal 3-D olarak izlemek bile müthiş olacaktır. Bu arada Paul W.S. Anderson yakında Buck Rogers ı da filme çekecekmiş.. Bu adam tam benim kafada bir eleman.. Merakla bekliyorum yeni filmlerini.. Yaşı tutmayanlar için eski Buck Rogers Tv dizisinden sahneleri aşağıya koyuyorum.. Bu dizi 70 li yıllarda TRT de yayınlanmıştı. Battlestar Galactica dan eskidir..





THE PRİSONER - KÜLT TV DİZİSİNİN YENİDEN ÇEVRİMİ (KÖTÜ OLMUŞ, BEĞENMEDİM!)
Bilenler bilir, altmışlı yıllarda BBC nin yayınladığı Kafkaesk ögeler içeren mükemmel bir Tv dizisi idi The Prisoner.. İlk olarak 1967 yılında yayınlanmış (ben daha doğmamıştım); bir diğer kült Tv dizisi olan Tatlı sert (The avangers) tadında bir dizi idi. Daha sonra Türkiyede de yayınlanmıştı. Başroldeki Patrick McGoohan, bir gizli ajandı ve bir sebepten ötürü işinden aniden istifa etmişti. Daha sonra kendisini adına köy dedikleri bir kasabada buluyordu. Burada insanlar mutlu bir hayat sürüyor gibi gözükse de aslında burası bu insanlar için bir hapishane idi ve kaçış yolu yoktu. Köy, kendine 2 numara diyen biri tarafından yönetiliyordu ve 2 numara, Patrick McGoohan ın neden işten istifa ettiğini, ne bildiğini öğrenmeye çalışıyordu. Bölümler ilerledikçe Patrick McGoohan ın (dizide adı altı numara olarak geçiyor) oldukça yaratıcı yöntemler kullanarak köyden kaçmaya çalışmasını ve her seferinde geri getirilmesini izliyoruz. Altı numara (Patrick McGoohan) ın neredeyse kaçmak üzere iken yakalanması, hiç görmediğimiz bir numara tarafından 2 numaranın başarısızlığı olarak görülüyor ve iki numara yokediliyordu. Bu yüzden her bölümde yeni bir iki numara karşımıza çıkıyordu. Bu dizi sadece 1 sezon (1967-68) sürmüş ve 0+16 olmak üzere toplam 17 bölüm olarak çekilmiş. Ayrıca not düşelim, dizinin yaratıcısı ve yapımcısı da, başrolü oynayan Patrick McGoohan imiş (2009 da vefat etmiş).. McGoohan, 2000 yılında Simpsons çizgidizisinde de (ilk bölümde) 6 numarayı seslendirmiş..

The Prisoner ın yeni çevrimi 6 bölümlük bir mini Tv dizisi.. Bizde 2009 yılında Cnbc-E de yayınlanmış ama ben kaçırmışım, DVD den seyrettim..Ama maalesef pek beğenmedim.. İlk dizi ile arasında binbir farklılık var. Örneğin orjinal dizide her bölümde 2. numara değişiyordu ve yeni gelen kendini yeni 2. numara olarak tanıtıyordu. Orjinal dizide olaylar bir adada geçiyordu, yeni dizide bir çölün ortasındalar. Orjinal dizi çok daha yaratıcı fikirler içeriyordu, yeni dizi ise oldukça durağan hatta sıkıcı; bir çok şey açıklanmıyor.. Orjinal dizide 2 numaranın bir ailesi olduğunu hatırlamıyorum, yeni veriyonda ise var. Ayrıca dizi boyunca iki numara hiç değişmiyor ve bir numaranın hiç varolmadığı söyleniyor. Orjinal dizide 6 numara Londrada yaşıyor, yeni versiyonda New yorkta.. Bu arada yeni dizide en beğendiğim şey başrolün Jim Cazievel e verilmiş olması; Cazievel, rolüne tam oturmuş..











Ben bu dizinin esas olarak o yıllarda Amerika ve Avrupada yaygın olan komunizm korkusu üzerine inşa edildiğini düşünüyorum. Herkes bir köyde yaşıyor, her ihtiyaçları yönetim tarafından karşılanıyor ama burada hapisler. Köyden çıkmak mümkün değil. Herkes izleniyor. İsimler, kişilikler yok, numaralar var. Bu yüzden dizinin başında altı numara I am not a number, i am a free man! diye bağırıyor. Patrick McGoohan, o yıllarda batı dünyasında yaygın olan bu korkuyu iyi kullanmış ve fantastik ögelerle birleştirip kült bir dizi yaratmış. Bu sayede topu topu bir sezon yayınlanan, 17 bölümden oluşan bu dizi günümüzde halen heyecanla izlenebilir halde. İzleyebilirseniz bir de o zamanki insanların komunizm korkusu ile izlediklerini düşünerek izleyin bu diziyi (orjinal diziden bahsediyorum). Malesef yeni veriyonunu çekenler dizinin özündeki fikirleri anlamamışlar ve bence oldukça zırvalamışlar, orjinal dizi ile alakası olmayan, sıkıcı bir dizi çıkmış ortaya. Tek iyi yanı, yıllar sonra orjinal diziyi tekrar gündeme getirmiş olması denebilir.

Bu kült TV dizisi, bir çok sanatçıyı etkilemiş ve pop kültürün günümüze uzanan pek çok alanına ilham vermiş. Bunlardan akla ilk geleni Iron Maiden in aynı adlı parçası : The Prisoner.. Sözleri ile birlikte aşağıya videosunu ekliyorum.. ve bulursanız orjinal diziyi mutlaka seyredin diyorum.. Hele lost u sevenler bu diziye bayılacaktır..

IRON MAIDEN - THE PRISONER

"We want information, information, information."
"Who are you?"
"The new number two."
"Who is number one?"
"You are number six."
"I am not a number, I am a free man."
"HAHAHAHAHAHAHAHA."

I'm on the run, I kill to eat.
I'm starving now, I'm feeling dead on my feet.
Going all the way, I'm nature's beast.
Do what I want, I'll do as I please.

Run! Fight! To breathe! It's tough!
Now you see me (haha!) Now you don't.
Break the walls, I'm coming out.

Not a prisoner I'm a free man,
And my blood is my own now.
Don't care, where the past was,
I know where I'm going...Out!

If you kill me, it's self-defense,
If I kill you, then I call it vengeance.
Spit in your eye, I will defy,
you'll be afraid when I call out your name.

Run! Fight! To breathe! It's gonna be tough!
Now you see me, and now you don't.
Break the walls, I'm coming out.

Not a prisoner, I'm a free man,
And my blood is my own now.
Don't care, where the past was,
I know where I'm going.

I'm not a number, I'm a free man,
Live my life where I want to.
You'd better scratch me from your black book,
'cause I'll run rings around you

[Solo]

Not a prisoner, I'm a free man,
And my blood is my own now.
Don't care where the past was,
I know where I'm going.

I'm not a number, I'm a free man,
Live my life where I want to.
You'd better scratch me from your black book,
'cause I'll run rings around you.

Not a prisoner, I'm a free man,
And my blood is my own now.
Don't care where the past was,
I know where I'm going.





TALES OF THE ZOMBİE: ZOMBİYE DÖNÜŞEN TALİHSİZ SIMON GARTH IN ÖYKÜLERİ ÜLKEMİZDE İLK KEZ TEK KİTAPTA TOPLU OLARAK YAYINLANDI
Yıllar önce bölük pörçük olarak Süper Korku çizgi roman dergisinde yayınlanmış olan Tales of the Zombie öyküleri, nihayet tek bir kitap halinde ve orjinal öykü sıralaması ile Gerekli şeyler tarafından yayınlandı.. Bir zamanlar Türkiyede Süper korku dergisi yayınlanırken dergideki en ilginç karekterlerden biri Simon Garth (Zombie) idi. Bir vudu töreni ile zombiye dönüşen ve vudu madalyonunu elinde tutan insanların kölesi haline gelen kahve kralı Simon Garth ın öyküleri, zamanının en iyi Marvel çizerleri tarafından çizilmişti. John Buscema, Alfredo Alcala, Pablo Marcos bu çizerlerden bazılarıdır (Buscema 2002 de, Alcala 2000 de vefat etmiştir). Bu nefis seri iyi denebilecek bir baskı ile ülkemizde ilk kez toplu olarak yayınlanıyor. Bu kadar iyi çizerlerin elinden çıkma, böyle güzel bir dizi her zaman bulunmaz. Çizgi roman meraklılarına şiddetle tavsiye ederim.




ROCK VE METAL MÜZİK DÜNYASININ EN BÜYÜK VOKALİSTLERİNDEN BİRİ OLAN RONNIE JAMES DIO YU KAYBETTİK!
Maalesef 16 mayıs 2010 pazar sabahı saat 07:45 de Ronnie James Dio, hayatını kaybetti. Dio meğer mide kanseri imiş ve hastanede tedavi görüyormuş.Buna rağmen İstanbuldaki Sonisphere müzik festivaline Heaven and Hell ile katılmayı planlıyordu. 67 yaşındaki bu müzik adamı, ölüm döşeğindeyken bile konserden konsere koşmayı planlıyordu. Kendisini canlı dinlememize 1 ay kala vefat etmesi ise üzüntümüzü kat kat artırıyor. .Unutulacak bir isim değildi, dünya durdukça adı hatırlanacaktır...










ENGİN YÖRÜKOĞLU NU KAYBETTİK!
Moğolların kurucusu ve bateristi Engin Yörükoğlu nu 23 nisan 2010 da kaybettik. Bodrum kızılcaağaçköyünde, kendi evinde hayatını kaybeden Yörükoğlu, bir süredir akciğer kanseri sebebiyle tedavi görüyordu.






AAAAA! HERYERE BU SOYKIRIM İDDİALARINI SOKUŞTURMALARINDAN BIKKINLIK GELDİ!!
Doksanlı yıllarda medyayı takip etmişseniz muhtemelen Jack Kevorkian ismi size tanıdık gelecektir. Bu doktor Amerika Birleşik Devletlerinde ötenazi isteyen hastalara yardımcı olunca büyük bir tartışma çıkmış; ötenaziye yardımcı olmak gerekir mi, doktorlar hastalarına son ana kadar hayatta kalmaları için yardımcı olmalılar mı, ötenazi isteğine yardımcı olmak cinayet midir şeklinde konu dallanıp budaklanmıştı. Dr. Kevorkian ın adı da DOKTOR ÖLÜM e çıkmıştı. Jack Kevorkian ın mantığına göre yaşamak gibi ölmeyi istemek te kişinin hakkıdır. Özellikle umutsuz hastalığı olanlar, hayatının sonuna kadar çeşitli sebeplerle (kanser, boyundan aşağısının felçli olması vs..) derin acılar çekmek zorunda olan kişiler, istekleri doğrultusunda ölme hakkına sahiptiler ve bir doktor olarak bu isteklerine yardımcı olmak ta Jack Kevorkian ın bir göreviydi..
Geçenlerde bir film seyrettim: You dont know jack.. Film aslında HBO kanalının 2010 yılında çektiği bir Tv filmi ve başrollerde Al Pacino, Susan Sarandon, John Goodman gibi tanınmış oyuncular rol alıyor. Filmi Dr. Jack Kevorkian ın hayat hikayesini anlatıyor.. Filmde Al Pacino nun nasıl yaşlandığına tanık oluyorsunuz; bu görüntü sadece makyaj olamaz... Buraya kadar sorun yok. Film, usta oyunculara ve usta yönetmenine (Barry Levinson) rağmen vasat ve ağır tempoda gitse de kendini seyrettiriyor.

Amaaa, filmin 2. yarısında bir sahne var ki resmen görünce yerimden sıçradım. Ekran görüntülerini aşağıya koyuyorum. Eşlik eden replik ise şöyle idi (Jack Kevorkian ın kardeşi, Dr. Kevorkian ın açtığı resim sergisinde aşağıda göreceğiniz resmin önünde şöyle diyor): Atalarımıza yapılanlar yahudi soykırımından farksızdı... YUH DİYORUM.. YUH ARTIK..





Belli ki ya Kevorkian ın kendisi yada yapımcılar bu sahneyi özellikle filme koymuşlar. Filme kattığı hiç bir şey olmayan bu sahnede Türkler, Hitlerle aynı kefeye konuyor.. YUH BE KARDEŞİM..!! 1915 olaylarında ermeniler ölmüş olabilir, ama ermeni çeteler de anadoludaki Türkleri katletmişler.. O dönem çekilmiş resimlerle belli bu. Ama bir ermeni soykırımından bahsedilebilir mi? Soykırım lafını ne kadar kolayca kullanıyorlar.. Bu kadar hafifmi bu kelime?? Söylemesi bile ağır bir sorumluluk getiriyor bence..

Filmin fragmanı aşağıda. Aynı tabloyu orada da göreceksiniz.. Lanet olsun, bu saçmalıkları araya sokuşturmakla filminde içine etmişler.. Bu sahneden sonra filmden koptum..



SCORPIONS.. İKİNCİ KEZ VE SON KEZ İSTANBULDA.. 2 EKİM 2010..
Bu konser haberi henüz ülkemizde resmi olarak duyurulmamış olsa da (ben ilk duyurmuş olayım..) scorpions ın resmi web sitesinde tur programında yazıyor.. Scorpions Get your sting and blackout 2010 dünya turnesi kapsamında İstanbul a da uğrayacak.. 24 eylül brezilya konseri ertesi 2 ekimde İstanbulda bir konser verecekler.. Konsere yakın gazete haber başlıklarını hemen şimdiden yazayım: İstanbulu akrepler bastı!! .. Akrepler sıcaklarla geri geldi.. vs..vs.. Bu yaz cidden konser manyağı olduk.. Gitmek farzdır..
Not: bu konserle ilgili bir organizatörle ayak üstü konuştuğumda, bu konserin son scorpions konserlerinden olacağını söyledi bana.. Çok ayrıntılı görüşemedim, o sırada botox unu yapıyordum. Bu tur, scorpions un son turu mu? Grup, bu tur sonrası dağılacak mı? Bilen var mı? Web sitelerinde yeni albumleri için de new and final album diyor...
Not 2 (yeni bilgi): Scorpions bu konser turu ile kariyerini noktalıyormuş. Grup artık albüm çıkarmayacak, konser vermeyecekmiş.. Lise çağlarında Holiday şarkısı eşliğinde dans edenler için son şans yani.. Bir daha Scorpions konseri olmayacak.. Ha,bir de şunu ekleyeyim: konser küçükçiftlikparkda imiş..



OZZY OSBOURNE EYLÜLDE İSTANBULDA!! (30 EYLÜL 2010, Saat: 19:00, Turkcell kuruçeşme Arena)
Metal müziğin ikon solisti Ozzy Osbourne nihayet ülkemizde bir konser vermek üzere eylülde İstanbula geliyor. Tabii, Ozzy e çok iyi müzisyenlerinde eşlik edeceği de kesin. Bu konser, Ozzynin yeni albümü Scream in tanıtım turnesi kapsamında gözüküyor. Ozzy en son 2007 de Black Rain albümünü çıkartmıştı. Yeni albümdeki parça listesi şöyle:

1."Let It Die"
2."Let Me Hear You Scream" - 3:26
3."Soul Sucker"
4."Life Won't Wait"
5."Diggin’ Me Down"
6."Crucify"
7."Fearless"
8."Time"
9."I Want It More"
10."Latimer’s Mercy"
11."I Love You All"
12."One More Time" (iTunes pre-order only)

Bu yeni albümde ise malesef Zakk Wylde yok (muhtemelen konserde de olmayacak..). Elemanlar şöyle:

Ozzy Osbourne - lead vocals
Gus G - guitars
Adam Wakeman - keyboards
Rob "Blasko" Nicholson - bass
Tommy Clufetos - drums, percussion

Biletler tükenebilir, hemen alın derim..



ALTIN KİTAPLAR, KARA KULENİN ÇİZGİ ROMAN VERSİYONUNU YAYINLADI.. NİSAN 2010..
Açık söylemeliyim, bu serinin tümünü bir web sitesinde bulmuş ve indirmiştim. Aslında Stephen King in ünlü kara kule dizisinin sadece ilk kitabını okumuşluğum var ve vakit bulamadığımdan diğerlerini bir türlü okuyamadım; ama tüm seriyi oldum olası merak etmişimdir. Nette de bu serinin çizgi roman versiyonunu bulunca balıklama atlamıştım. Şimdi Altın kitaplar bu seriyi dilimize kazandırmış. Baskı ve cilt kalitesi olabilecek en üst düzeyde. Ben bu yaşıma kadar bu kadar kaliteli bir baskı ve cilt görmedim. Altın kitapların bu seriye çok önem verdiğini ve en ince ayrıntıda bile kaliteli iş çıkardıklarını söyleyebilirim. Bu seri ayrıca çizgi kalitesi sebebiyle de diğer roman uyarlamalarından ayrılıyor. Çizgi romanın desen ve renklendirme kalitesi de çok üst düzeyde. Bu serinin Amerika birleşik devletlerinde bile bu kalitede basıldığını sanmıyorum. Mutlaka edinmenizi öneririm; her zaman bu kalitede bir eserin bu kalitede baskısı bulunmaz.. Hani tam arşivlik derler ya.. Öyle bir eser ve baskı ile karşı karşıyayız.. Alın, okuyun, saklayın (yada bir tanıdığınıza verin o okusun)..


Altın kitapların bu seri ile ilgili sayfasına gitmek için tıklayınız...

THE EXPENDABLES - 13 AĞUSTOS 2010 DA SİNEMALARDA..
Yok böyle bir film.. Tüm aksiyon oyuncuları demiyeyim ama en iyileri bir filmde.. Jason Stathom, Jet li, Sylvester Stallone, Dolph Lundgren başrollerde; Mickey Rourke, Arnold Schwarzenegger, Bruce Willis, Steve Austin, Danny Trejo yardımcı rollerde.. Bazı internet sitelerinde neden Van Damme, Mark Dacascos, Jackie Chan, Chuck Norris, Michael Dudikoff, Steven Segal ve Wesley Snipes ın da olmadığı soruluyor (aslında Wesley Snipes a teklif gitmiş ama kendisine vergi dairesi ile yaşadığı sorunlar sebebiyle ülkeden çıkma yasağı konduğu için bu projeye katılamamış, Van Damme ve Segal ise teklif gitmesine rağmen projede yer almayı kabul etmemişler, hatta ölüm döşeğindeki Kurt Russel a bile teklif gittiği ve kabul etmediği söyleniyor).. Bence onlardan önce son zamanların yeni aksiyon yıldızı Sam Vortington ve aksiyon yıldızı olduğunu çoktan kanıtlamış olan Christian Bale de olmalıydı bu projede.. Her ne olursa olsun kadro müthiş. İlk kez Stallone, Schwarzenegger ve Willis aynı filmde yer alıyor, ki bu bile filmi merakla beklememiz için bir sebep. Filmin adının Rambo 2 filmindeki bir replikten alındığı söyleniyor(The Expendables in yazarı ve yönetmeninin Stallone olduğunu söylememiştim dimi?). Rambo 2 de, vietnamlı kız sorar bir sahnede ramboya, neden 'seni' gönderdiler, savaşmayı sevdiğin için mi... diye rambo da der, i'm expendable (ben harcanabilirim, gözden çıkarılabilirim) kız bilmiyordur o kelimeyi, ne demek dediğinde rambo şairane lafını söyler: biri seni bir partiye davet eder... gözükmezsin ortalıkta... pek de önemli değildir...
Filmdeki diğer oyuncular da az değil: Sandra bullock, Ben kingsley, Eric roberts, Forest whitaker, Brittany Murphy...
Bu adamlar ufak ufak jubile yapıyorlar (Stallone nin son Rocky ve Rambo filmleri, Schwarzenegger in Terminator 3, Willis in Zor ölüm 4 filmi..), yerlerine yenilere (Statham, Worthington, Bale vs..) bırakıyorlar derken bu filmin artık gerçekten bir jubile filmi olduğuna eminim. Nihayet be kardeşim, bu üçünü birarada görebileceğiz diyorum.. Filmi merakla bekliyorum.. Trailer aşağıda...



SONİSPHERE FESTİVAL 25-26-27 HAZİRAN 2010 İSTANBUL !
Sanırım bu festival, şimdiye kadar ülkemizde gerçekleşmiş en büyük müzik olayı olacak. Yıllar önce Ahmet San sayesinde stadyum konserleri ile tanışan Türkiye için bu festival tam anlamı ile overdose olacak. Katılan gruplar: Rammstein, Accept ve Metallica headliner olmak üzere, Megadeth, Slayer, Anthrax, Alice in chains, Volbeat, Stone sour, Manowar, Hayko cepkin, Pentagram, Foma, Gren, Blacktooth, Murder King gibi grupları izleyebileceğiz.. Bu arada site ziyaretçilerim ve hastalarım için not düşeyim, 25-28 haziran arası ameliyat, muayene, web sitemden soru falan kabul etmiyorum arkadaşlar.. Dubai prensi gelip milyon dolar bastırsa ve "Ben burnumu yaptırmak istiyorum" dese bile bu tarihler arasında müsait değilim, kusura bakmayınız..İnsan hayatında kaç kez, aynı gün-gecede Metallica-Slayer-Megadeth-Anthrax gibi grupları peşpeşe seyretme şansına erişir?? Üç gün konser, bir gün de kendime gelmem için ayırdım..

Sözü fazla uzatmayayım, konserde görüşmek üzere.. Saha içinde olacağım.. Biletimi aldım..
SON DAKİKA: Program nerede ise belli olmuş, şöyle:
25 Haziran cuma: Rammstein, Alice in chains, Pentagram, Stone sour, Blacktooth, Ete kurttekin
26 Haziran cumartesi: Accept, Manowar, Hayko cepkin, Volbeat, Murder King
27 Haziran pazar: Metallica, Slayer, Megadeth, Anthrax, Foma, Gren (Bu kadarı da fazla!!! Oha yani!! Büyük dörtlü!! Aynı günde!!!.. haa, bir de Foma ve Gren adlı gruplar var..)

SON DAKİKA: Üzücü bir haber; Ronnie James Dio 16 mayıs pazar günü saat 07:45 de hayatını kaybetti. Dio nun mide kanseri sebebiyle hastanede tedavi gördüğü bildirilmiş. Dolayısı ile Sonisphere programındaki Heaven and Hell konseri iptal edilmiş.. Dio ölüm döşeğindeyken bile konser vermeye niyetleniyormuş.. İnanılmaz.. Dio ya saygı olsun diye sahne Ronnie James Dio sahnesi olarak adlandırılmış..
Geçen seneki sonisphere festivallerinden görüntüler:





Festivalde en çok beklediğim grup MANOWAR!! Benim için tek headliner onlar:



Gereksiz bilgi: Dünyanın en uzun metal konseri Manowar ın 2008 Bulgaristan konseri imiş.. Grup tam 5 saat 1 dakika konser vermiş.. Ayrıca en yüksek desibele ulaşan konser rekorlarını da 2 kez egale etmişler (bu rekorların ilki 1984 yılında kırılmış)... Sonisphere de Blood of the kings parçasını çalsınlar başka bir şey istemiyorum:




PARKTA ROCK - KÜÇÜKÇİFTLİK PARK 25-26-27 HAZİRAN 2010
Bu aslında konserden çok bir kamp etkinliği. Tüm küçükçiftlikpark alanı özel çimle kaplanacakmış. Çadırlarınızı alın gelin, akşama rock parti var diye lanse ediliyor. Konser ve rock partiler gece saat 23:00 de başlayacakmış. Gruplar ve DJ ler henüz duyurulmamış.. Yaş itibarıyla geçti benden böyle şeyler. Sadece konser olsa direkt gider izlerdim.. Çadır kurup (!) kamp ayaklarına kız tavlamak geçti bizden.. Biletler biletixde imiş.. Diğer yandan bu etkinlik Sonisphere ile aynı tarihlere denk geliyor?? 150 metre ileride İnönü stadyumu dev gruplar tarafından yıkılırken bu etkinlik neye benzer ki??


FOÇA ROCK TATİLİ 28-29-30-31 HAZİRAN - 1 TEMMUZ ve ZEYTİNLİ ROCK FEST 4-5-6-7-8 AĞUSTOS 2010
Memleketin dört bir yanında rock festivalleri düzenleniyor. Bu sene Foça da ve Zeytinlide ayrı ayrı beşer gün sürecek rock festivalleri düzenleniyor.. Çadır tatiline hiç alışkın değilimdir ama yakınlarda bir otelde konaklayıp bu festivallere gidebilirim.. Kısaca web sitelerini ve katılan grupları yazayım:

FOÇA ROCK TATİLİ 28-29-30-31 HAZİRAN - 1 TEMMUZ:
Web sitesi: http://www.rocktatili.com/default.asp
Katılan gruplar: daha duyurulmamış ama bir çok yabancı grubun gelmesi bekleniyor..

ZEYTİNLİ ROCK FEST 4-5-6-7-8 AĞUSTOS 2010:
Web sitesi: http://zeytinlirockfest.blogspot.com/
Katılan gruplar: 110, bulutsuzluk özlemi, deja-vu, demir demirkan, direc-t, dorian, emre aydin, gece, gizli özne, gökçe, helldorado, istanbul arabesque project, kolpa, kreş, mfö, makine, mirkelam-kargo, model, murat net, pickpocket, pin-up, rashit, umut kaya...



UNIROCK FESTIVAL 2-3-4 TEMMUZ 2010 İSTANBUL!!
Bu sene konser manyağı olucaz, bu kesin.. Bu seneki Unirock a gelen grupları sayıveriyim size: AMORPHIS, CANNIBAL CORPSE, OBITUARY, OVERKILL, ENTOMBED, HEAVEN SHALL BURN, GRAVE DIGGER, SABATON, NECROPHAGIST, DARK FUNERAL, BELPHEGOR ve KORPIKLAANI.... Farklı müziklere meraklı müzikseverlerin ayağımıza kadar gelen Korpiklaani yi özellikle kaçırmamaları önerilir.. Anlaşıldı 2-3-4 Temmuz da da blokeyiz.. Küçükçiftlikpark, Maçka da... İnşallah doğru düzgün büyük bir sahne kurulur.. Nedense burada gittiğim tüm konserlerde olabilecek en küçük sahne kurulmuştu.. Festival boyunca tüm alan çimlerle kaplanacak ve çadır ile konaklama imkanı tanınacakmış..

Geçen seneki Unirock.. Arch enemy sahnede...


Geçen seneki Unirock.. Amon amarth sahnede...

DEICIDE, 28 MAYIS 2010 DA ISTANBULDA, PUNCTUM PERFORMANCE DA... SAAT: 21:00

Death metal sevipte Deicide dinlememiş olan var mı? Yok, olamaz zaten. Death metal stajından, Deicide çalışmadan geçemezsiniz kardeşim. Glen Benton ve Hoffman kardeşlerin yarattığı bu death metal ikonu yıllarca çevresinde oluşan bir söylenti bulutu ile daha da gizemli ve ilgi çekici bir hal almıştı; yok Glen Benton 33 yaşında intihar edecekmiş, yok alnını ters haç şeklinde dağlamış falan (ki, bu dağlama olayı doğrudur).. Neyse, sonuçta Benton baba ve grubu tamamen duygusuz, Florida tarzı Death metal yapsa da (ki bu tarzı hiç sevmem aslında) diğer Floridalı gruplar arasında yeri başkadır. Duygusuz da olsa Death by dawn adlı parçaya kimse kötü diyemez (sanırım bu şarkının ismi, evil dead filmindeki bir replikten kaynaklanıyor.. filmde zombiler, evdeki gençlere böyle bağırıyorlardı: death by dawn! death by dawn!! Şafakta öleceksiniz manasında..). Ben bu duygusuz death metal tarzına öküz metal diyorum.. Öküz falan da olsalar sırf Death by dawn parçasını dinlemek için bu konsere gidilir.. Yalnız 3 tane de ön grup olduğunu not düşeyim: Nervecell (Dubai, birleşik arap emirlikleri çıkışlı bir death metal grubu), Moribund Oblivion (biliyorsunuz, İstanbuldan black metal grubu), Hecatomb (İzmirden death metal grubu).



HAYATIMDA İLK KEZ BİR KONSERİN YARISINDA ÇIKTIM: SEPULTURA NIN ENKAZI İSTANBULDA İDİ.. 27 NİSAN 2010 SALI..
Ben müzik piyasasını bayaadır takip etmiyormuşum demekki.. Yahu sepulturadan geriye bir tek Andreas kisser kalmış ta haberimiz yok.. Sonuçta sepultura artık resmen hardcore çalan bir grup haline gelmiş.. Yeni vokalist de zaten sahnede tam bir hardcore vokalisti gibi söylüyor.. Sonra tek gitara kalan sepulturanın soundu iyicene zayıflamış.. Davulların üzerine yazmışlar, çeyrek yüzyıllık tarih diye.. Güya sepultura 25. yılını kutluyor.. Yeme bizi Andreas.. Allahtan Arise ve Refuse/resist i başlarda çaldılar da daha fazla sıkıntıya girmeme gerek kalmadı.. Dinlemeye geldiğim 2 parçalarını dinlemiş oldum ve kaçtım. Her şey bir yana, hayatımda ilk kez bir metal konserinden yarısında çıktım yaa.. Bu kadar mı kötüydü Sepultura? Evet, bu kadar kötüydü!! Yıkıl sepultura, gözüm görmesin seni!
Konserden Refuse/Resist in videosunu aşağıya koyuyorum.. Bunu seyredin, zaten başka bişii de yoktu..



İTİRAF EDİYORUM: BEN BİR TEKNOLOJİ BAĞIMLISIYIM!!
Tüm ziyaretçilerime tavsiye ederim.. Kadıköyde bir bilgisayar dükkanı var, fokus bilgisayar... Monster notebook markası olarak kendi notebook bilgisayarlarını satıyorlar. Eğer benim gibi bir teknoloji bağımlısısı iseniz burası sizin için bir cennet... Yeni ve basit bir notebook almaya gittiğim fokus bilgisayardan bir notebook canavarı ile çıktım. Adam (Fatih bey), bana hesaplı ve oldukça hızlı notebookları gösterirken gözlerim enseme doğru kayıp arka taraftaki en üst düzey notebook a odaklandı.. Sonunda bu canavar aleti aldım. Zaten bir önceki notebook um da monster idi. Bu yeni alet, notebook derken, ya mutasyona uğramış, steroid kullanmış bir notebook yada notebook ların ferrari si, bentley i gibi bir izlenim uyandırıyor. Tam anlamı ile -afedersiniz- hayvani bir alet. Özelliklerini şöyle sıralayayım isterseniz:

Intel® Centrino® 2 İşlemci Teknolojisi
Intel® Core™2 QUAD Q9100 (2.26 Ghz/12MB)
2X1 GB DDR3 256Bit nVIDIA® GTX280M SLI
18.4" WUXGA+ (1920 x 1080)Full HD
4 GB DDR3 1333 Mhz
500GB 7200 RPM SATA 16 MB SEAGATE ST9500420AS
Dahili TV Kartı
Combo/Super Multi/Blu-ray ODD, SATA interface
Intel® 5300 Wİ-Fİbr>DVI + HDMI + ESATA
Dahili Bluetooth Ver. 2.0
Parmak İzi Okuyucu
Kumandalı Dahili Camera
WINDOWS 7 Ultimate 64BİT



Allah tüm teknoloji bağımlılarına böyle bir aletle Gears of war, Modern warfare 2 yada Unreal Tournament 3 oynamayı nasip etsin diyorum.. Amiin! Ben oynadım, kelimelerle anlatamam. Bu gibi ağır oyunlarda tüm grafik özelliklerin sonuna kadar açılıp, hiç bir takılma olmadan oynayabilmenin, hatta directx-10 ve 11 in görsel zenginliklerini görmenin ne demek olduğunu sadece benim gibi bir teknoloji bağımlısı anlar. Sanırım ekran kartı aslında direct-x 11 i desteklemiyor; ama Aliens vs Predator (Sega nın yeni oyunu) oyununu Dx11 desteği işe başlattığınızda menu sayfası karşınıza kapkara geliyor. Körlemesine tıklayıp oyuna girmeyi başardığınızda ise Dx11 in farkını görüyorsunuz, oyun ufak tefek efekt bozuklukları olsa da Dx11 ile çok daha mükemmel görünüyor. Oyunlarda bu aleti tek kısıtlayan ekran çözünürlüğü ( o da monitörün en üst çözünürlüğü olan 1920 X 1080); onun dışındaki tüm görüntü özelliklerini kökleyebilirsiniz..



Bu hayvani aletin tanıtım videosu için tıklayınız.., Fokus bilgisayarın web sitesi için tıklayınız..

SECMA F 16... YAKINDA TÜRKİYE YOLLARINDA..
Bu araca ilk olarak her yıl yayınlanan otokatalog da rastladım ve tasarımına hayran kaldım. Eski bir karikatürist olmamdan herhalde, karikatürlerden fırlamış gibi duran bu araç beni kendine hayran bıraktı.. Fransada elle üretilen bu araç, geçtiğimiz sene Almanya da satışa çıkmış. Hiç bir konforu yok, tavanı yok, kapısı yok, ABS, EBS vs,, Airbagi, hiç bir şeyi yok.. 500 kilo boş ağırlık, 100 beygir gücü ve 180 km/saat hız ve katkısız bir sürüş zevki var.. Üretici firma ile yazıştığımda -oldukça ilginç-, Secma F 16 ya Türkiyeden çok ilgi olduğunu ve Türkiyeden bir firma ile anlaştıklarını yazdılar. İlk tanıtım CNR avrasya bot show da olacaktı ama aracı fuara getirememişler. Bu yaz sokaklarda az da olsa bir kaç Semca F 16 ya rastlayabiliriz.. Yalnız şimdiden belirteyim, aracın satış bedeli avrupadakinin çok üzerinde olacak. Vergilerle birlikte TL olarak 60.000 TL yi bulacakmış (üretici firmanın bana yazdığı mesaja göre..).

Bu haberi de tüm oto dergilerinden önce vermiş olduk...




LAİN: SERİAL EXPERİMENTS
Lain, 13 bölümden (daha doğrusu Layer dan) oluşan oldukça sıradışı bir japon anime dizisidir. Japonya da 1998 yılında medya sanat festivalinde büyük ödülü kazanmıştır. Sinemada Matrix, Tv de Lost ne ise, bunları kat kat aşan özellikleriyle animasyon dünyasında da o dur Lain. Varoluşu, tanrıyı, gerçekliği, sanalı irdeler, nereden geldik, nereye gidiyoruz sorusunu sorgular.. Bir kaç bölüm seyrettikten sonra karşınızdaki animasyonun aslında ne büyük bir proje olduğunu anlıyorsunuz. Her bölüm bir öncekinin sorularına yenilerini ekliyor. Zaten dizinin ne kadar özgün ve aşmış bir dizi olduğunu anlayan Apple firması hemen Lain i yapan firma ile sponsorluk anlaşması yapmış idi. Bu yüzden Lain deki bilgisayarlar feci şekilde Machintosh a benzer. Hatta, Apple firması diziden bazı replikleri reklamlarında da kullanmıştır.



Dizinin hatıralardan kesinlikle silinmeyecek bir yanı da müthiş giriş müziğidir. Şarkının klibini (Lain bölümlerinin girişi) aşağıya koyuyorum. Müzik kesinlikle felsefe, tanrı, gerçeklik, sanal, varoluş gibi kavramları sorgulayan küçük kızın hem masumiyetini ve naifliğini hem de üzerindeki ağırlığı yansıtıyor. Bence gelmiş geçmiş en etkileyici soundtrack lerden biri..



Dizinin tümü 4 DVD halinde bulunabiliyor. Bende tüm dizinin VCD versiyonu var. Bir zamanlar asistan iken senelik iznimde bir delilik yapıp evde oturmuş ve dizinin tüm 13 bölümünü peşi peşine aralıksız seyretmiştim.. Tatilin kalan kısmı da kendime gelmekle geçmişti. Aklı olan böyle bir şeye kalkışmaz; zira Lain in bir bölümü bile beyninizin yorulmasına yolaçıyor, tüm diziyi seyrettikten sonra tek kelime ile beyninizin suyu çıkıyor; serseme dönüyorsunuz.



Dizi hakkında benimle aynı fikirleri paylaşan bir çok ekşi sözlük yazarı var. Onlardan alıntılarla size Lain i hissettirmeye çalışayım:
- Bu diziyi seyrettikten sonra bir daha elektrik direklerinin altından geçerken ister istemez başınızı yukarı kaldırıp tellere bakacak ve cızırtıları duymaya çalışacaksınız; tellerde gidip gelen verileri merak edeceksiniz..
- Dizinin ilk bölümünde Lain in babası bilgisayarda bir 3 boyutlu dizayn programı ile uğraşır. Bilgisayarda uğraştığı dosyanın adı oyaji.exe dir (oyaji: japonca baba demek imiş).
- Dizinin bölüm başlarında bölüm 1, bölüm 2 yazmaz. Onun yerine Layer 1, Layer 2 yazar (layer: seviye)..
- Lain dizide Navi denen bir cihaz kullanıyor. Bu günümüzdeki ev bilgisayarlarına benziyor. Dizi ilerledikçe bu navi korkutucu şekilde gelişiyor ve büyüyor. Bir de Navi ile bağlanılan Wired var. Wired, günümüzdeki internete benziyor. Dizinin ilerleyen bölümlerinde gerçekle sanal iyice birbirine karışıyor..
- Dizide Global brain denen bir kavramdan bahsediliyor. Dünya üzerinde kullanılan Navi lerin gitgide artması ve bunların birbirlerine wired ile bağlı olması sonucu sanal ortamda kendi kendine akıl geliştirmesi gibi bir şey. Günümüzdeki internete bağlı milyonlarca bilgisayarın, beyin hücreleri gibi davranıp kendi kendilerince internette (sanal ortamda) akıl geliştirmesi gibi diyebiliriz. Bu kavram dizide uydurulmuş bir şey değil. İnternete bağlı bilgisayarların birbirleri ile iletişimi ve işlem gücüne bağlı olarak ileride gerçekten böyle bir şey olabileceği söyleniyor.

- Lain in ölmüş arkadaşından e-mail alması ve onunla ölüm, öte dünya hakkında yazışması unutulmazdır:
- what is it like when you die?
- it really hurts :)


- Lain den unutulmaz replikler:
-the body exists only to verify one's own existence

... (lain kendi kendine) but where is the real me ? oh right there is no real me . i only exist inside those people who are aware of my existance . but this is me that's talking right now. it is me , isn't it ?this me that is talking ..this me ... who is it?

...what isn't remembered, never happened. memory is merely a record

i am nowhere now. if i am nowhere , who am i ? where am i ?

Durup duruken burada neden Lain den bahsettim? Çünkü bu aralar yine bir delilik yapıp bir hafta sonu tüm diziyi tekrar baştan sona izlemeyi düşünüyorum.. Bana Lain cd lerini veren arkadaşım Metin Demirhan (allah rahmet eylesin) ın anısına.. Ondan e-mail bekliyorum bu aralar :)))

WASP CANLI CANLI İSTANBULDA İDİ! (19 KASIM 2009)
Konserin duyuru şekli tüm WASP hayranlarını korkutmuştur herhalde: Belkide son kez WASP ı izleme şansı!... Biliyorsunuz, geçen seneki konser Blackie Lawless ın kalp hastası olması ve doktorlarının konsere izin vermemesi yüzünden ertelenmiş, daha sonra gerçekleşen konsere de bir avuç insan gitmişti.. Bu sefer ne anlama geliyordu Belki de son kez izleme şansı??.. Blackie nin sağlık sorunları aklımıza geldi ve onun için korktuk; ama konser günü gördük ki oldukça kilo vermiş, yine eski atletik yapısına kavuşmuştu. Söylemeye gerek yok, konser mükemmel idi. Yalnız tek eksik Chris Holmes ın olmaması idi.. Mike Duda eskisi gibi ağır makyaj yapmıyordu (afferim, adama benzemiş sonunda).
Tanıdıklar vasıtasıyla konseri tam sahne yanından seyredecekken malesef WASP ın ses teknisyeni gelip 'WOW, WOW, WOOOW!! Who are these??' diyerek keyfimizi kaçırdı ve bizi sahne yanından çıkarttırdı. Biz de bunun intikamını aldık elbette, tüm konseri ses ve ışık kontrol yerinin üzerine çıkıp kuşbakışı seyrettik. Altımızda bulunan ses teknisyeni, söylendiğine göre konser boyunca biz tepesinde hareket ettikçe zangır zangır sallanan kontrol odası yüzünden küfretmiş durmuş.. Orayı tepesine yıkmak vardı ama konser daha önemli idi o an..







Konserde eski şarkılara ağırlık verildi ve final I am blind in Texas ile yapıldı (beklendiği gibi). Arada bir Blackie nin kolundaki hızarı ayna gibi kullanarak saçını başını düzeltmesi komikti.. Ölmeden canlı görmek istediğim bir gruptu WASP; gördüm.. Enteresan bir şey vardı.. Playlistteki tüm şarkıların klibi vardı ve arkadaki ekranda konser sırasında çalınan şarkıların klipleri yayınlandı (sanki klibi olmayan şarkıları özellikle çalmadılar). Seyirci umutla Fuck like a beast çalınacak diye bekledi ama çalmadılar (ki, geçen sene de çalmamışlar). Yine de seyirci grubun performansına hayran kaldı. Konserden tatmin olmayan kimse yoktu sanırım.. Bence de canavar gibi bir konserdi.. Blackie ve çetesini yine bekleriz, onlar gelsin ama o gıcık ses teknisyenini bir daha getirmesinler :)
Yukarıdaki resim Erdal Mahir Curan tarafından çekilmiş. Web sitesinde hem bu konserin hem de geçmiş bir çok rock ve metal konserlerinin çok sayıda mükemmel resmi var; bence Dr. Erdal Mahir Curan ın sitesini mutlaka ziyaret edin. Kendisinden bir resmini yayınlamak için izin istediğimde öğrendim ki o da doktormuş. İzin için teşekkür ediyor, kendisine TUS da başarılar diliyorum..

JESSE COOK İSTANBULDA İDİ!!
... ama malesef, nedense o gün keyfim olmadığından ve herkesin de bir işi çıktığından, konsere gidecek arkadaş bulamadığımdan bu güzelim konseri kaçırdım.. Konser İş sanatda idi.. Aşağıya çok sevdiğim Baghdat şarkısının klibini koyuyorum.. :( Yalnız da olsam gitmeliydim, pişmanım...





estetik cerrahiZiyaretçilerim hangi ülkelerden (son 24 saat):

ip-location

 
 


,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸ Bu site, en iyi şekilde, en az 1280 X 800 çözünürlük, İnternet Explorer son sürüm ile ve hızlı bir internet bağlantısı ile görüntülenir,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸